TÜRKİYENİN HALİ
t
“Türkiye’nin şuan içinde bulunduğu durum, bu duruma nasıl geldiği veya getirildiği? Şuan ki durumu, konumu, gelmesi gereken son nokta mı? Gidişatın sonu neresidir? Aslında Toplum olarak, Ciddi bir öz eleştiri yapmamız gerekir. Ne geçmişimizden ders aldık. Ne de, geleceğimizle ilgili plan yaptık. Geçmişte 15 tane Türk Devleti kurduk ve neden yıkıldıklarından ders çıkarmadık. Sonra yok olan veya yok edilen ülkelerden, toplumlardan ders almadık. Gelecek kuşaklarımızla ve onların geleceğiyle ilgili bir sistem oluşturamadık.“Geçmişte yaşamadan geçmişten ders almayı, gelecekte yaşamadan geleceği planlamayı ve bugünden geleceğe uzanmayı” bir türlü başaramadık. Olayların hep gerisinde kaldık. .bir adım ötesini dahi göremedik. Görmeye çalışmadık. Öncelikle geçmişi ve o geçmişteki iktidarları incelemek ve bu güne bakmak lazım. Fakat daha da önemlisi Türkiye Cumhuriyetimizin, Devlet Politikaları nelerdir? Var mı dır? Yok mu dur? Uygulanan politikalar iktidarlar değişse de devam ediyor mu? Yoksa her iktidar kendi, Politikasını, kendisimi üretip, uyguluyor. Buna çanak tutanlar, Söz de Aydınlar, Halkı bilgilendiren gerçek Aydınlar ya da, ulusal ve yerel medyamız görevlerinin bilincin de mi? 1998 ve 1999 yıllarında başlayan ve 2001 krizi ve 2002 sonuna kadar olan süreçte Türkiye’nin geldiği ve getirildiği noktayı görmek lazım. Hatırlanacağı üzere, 1998 den başlayıp 1999 yılında devam eden ve PKK lideri APO’yu yakalatmaya kadar varan süreçte, Türkiye, gerekli ağırlığını koyarak önce Suriye, sonra Rusya, Yunanistan ve en son İtalya döngülerine kadar bu ülkelere, gerekli baskıyı yapmış, ulusal bir dik duruş göstermiştir. ABD ve AB ilişkilerinde kendi çıkarlarını ön plana alan politikalar izlemiş, yapılan dayatmalara karşı, özellikle Irak’taki Kırmızıçizgimiz, Kıbrıs ve Ege gibi konularda ağırlığını ortaya koymuş, AB’ye diğer aday ülkelerin statüsünde, kabul ettirmiştir kendisini.(1999 Helsinki Zirvesi) Türkiye’nin Ekonomik durumundaki kötü gidişine dur denmiş, enflasyon %87 ler den 27–28’lere çekilmiş, bankacılık yasaları düzeltilmiş, enerji sektörüne el atılmış, belli sanayi kuruluşlarıyla ve askeri olarak, sadece ithalat değil, ihracatta rekorlar kırmaya başlamış, sadece silah satın almayıp, aynı zaman da silah ve teknolojide ihraç eder duruma gelmişti. Özellikle Rusya, Orta Asya ülkeleri, Balkan Ülkeleri, Doğu Avrupa Ülkeleri pazarlarının önünün açılması (Her ne kadar Gümrük Birliğine İmza atmamız 1995 Çiller-Erbakan dönemi kötü ve ülke çıkarına değilse de) bu pazarlar da bir paylaşım mücadelesinin başlaması. Hazar Denizi civarındaki Enerji depolarına yakınlığı, Türkiye’nin bu coğrafyanın tam ortasında olması ve köprü vazifesi görmesi; Yeni bir Bölgesel Güç yolunda attığı adımlar. Kendilerine rakip istemeyen, Başta ABD, AB vs. gibi ülkelerin ve onların aracı kurumlarının bu nedenle yarattığı 2001 Şubat Krizi ve arkasındaki gerçekleri unutmamak gerekir.Yine Türkiye’ye dayatılan ve halen devam eden, IMF-Dünya Bankası dayatmaları, bu aracı kurumların akabinde, Canımız her şeyimiz (AB)Avrupa Birliği’nin göstere göstere yaptığı ve kanunlaştırdığı dayatmalar ve onun kukla oyuncuları…..O zaman başlayan oyun şimdi devam ediyor, başrol oyuncuları aynı, biz bu filmi görmüştük dedirten cinsinden, yalnız figüranlar farklı ve bir de yeni oyuncular var. Ellerindeki senaryo belli; Türkiye’nin gücünü kırmak, istedikleri bir seviyeye çekmek. Uysal bir halk, daha küçük zayıf ve kontrol edilebilir bir Türkiye Oyun dedikte, bu oyunun perdeleri neler, kaç perde, ben tek tek perdeleri açayım, belki oyun hiç bitmez, bu perdede..?1.Perde: Üretim Ekonomisinin bitirilmesi; Zaten bu senaryo şuan perdede, tarım nüfusu azalsın, tarım bitsin, ithalat ülkesi olalım. Üretme, Satma, Kazanma bana muhtaç kal. Kaldı ki, IMF ’in Türkiye’den şuan istediği; istihdamı azaltın dayatması aynen bu. Neden işsizliği, yoksulluğu azaltın demiyorlar.2.Perde: Stratejik Kurum ve Kuruluşlar: Zarar ediyor diyerek Özelleştirme adı altında, yabancı sermayenin denetimine sokulsun, En önemli Kurum ve kuruluşlar, Tüpraş gibi, Pektim gibi ha bir de Hariri Telekom var, Yani Türk Telekom, adı Türk, kendi İsrail gibi. Bu ve benzeri kurum ve kuruluşları yabancıların denetimine sokulsun ki, İstendiğinde bu ülkenin belini kıralım, istediğimizi yapsın, hatta hatta bizim istediğimiz, kuklamızı iktidar yapsın, Bu ülkeyi de biz yönetelim……. 3.Perde: Dilimiz: Tüm ulusal zenginlikler bizim geçmişimiz, var olma gücümüzdür. Manevi sermayemizdir. Aslında Dilimizi değiştirmeye başladılar bile; önce işyeri isimleri ve dilimize sokulan, monte edilen yabancı kelimeler, sonra İlkokul 4 Sınıftan itibaren yabancı dil Yani İngilizce öğreniyor çocuklarımız. Şimdi bazı arkadaşlar diyecek ki “bir lisan bir insan” palavrası doğruda arkadaşım. Ben Ortaokul da Lise de Fransızca okudum gel gelelim şuan hiçbir işime yaramıyor. Dünyanın neresinde, hangi ülkesinde kendi dilleri dışında ya da İngilizce eğitim veriliyor. AB ortak bir payda güdüyor, Ortak dil olarak neden İngilizce konuşulmuyor Avrupa Birliği ülkelerinde. Çocuklarımız Liseyi bitirdikten sonra İngilizce işlerine yarayıp İş mi bulacaklar. İngilizce öğrenmek isteyen, 2-3 ay kursa gider öğrenir. Dünya’nın en güzel, En akıcı ve en zengin Dili Türkçedir. Türkçe Giderse Türkiye gider. Bunları yaparak, önce geçmişimizi, sonra benliğimizi en sonunda da geleceğimizi yok etmek istiyorlar.4-Perde: Bankacılık: Nakit can damarlarımız, yatırımlarımız. Bankalarımızı yok etmek, daha doğrusu, kendi Ülkesinde çok düşük karlarla çalışan yabancı bankaları ülkeye davet etmek ve yüksek kar ettirmek, bu da yetmezmiş gibi kendi öz varlığımız bankalarımızı onlara satmak, peşkeş çekmek, bize yaptığınız az daha fazla yapın demek, dedirttirmek. 5-Perde: Enerji Sektörü: her şeyin can damarı olmazsa olmazlardan. Peki, enerji sektörü çökerse, biz tamamen dışardan enerji alırsak ya da özelleştirip dışardan alırsak ne olur. Fabrikalar yüksek enerji fiyatlarına nasıl dayanır ne kadar dayanır. Bir şey üretemeyiz. Tamamen muhtaç bir ülke oluruz. Enerjisi olmayan bir ülke zaten yoktur. Yok olmuştur. 6-Perde: Bu Perde çok zor bir perde, Çünkü bu perde de gerçek uzmanlar, aktörler var. Oynanan tüm perdeleri oluşturacak oyuncular. Sadece Dış güçlerden değil, Ülke içinde, Ülkesini Satan ve tüm bu olacaklara ışık tutan. Profesyonel oyuncular, İşbirlikçi Medya patronları, kendisini ülke aydını diye ifşa eden ve bu işleri destekleyen parazit asalak, sözde ATATÜRK milliyetçileri …..Perdeler ve oyun bitince, herkesin istediği; zayıf güçsüz ve muhtaç bir Türkiye olacaktır. Gücü kırılmış, teslim alınmış, uysal ve istenileni yapan bir ülke olmaktansa;İstenilenin tam tersine, Dürüst, İlkeli, Ulusal Bir Dik Duruşu olan, Devlet Politikası olan, Bir Türkiye yaratmak için çalışmak. Gerektiğinde, gereken diyeti, Tarihimizde olduğu gibi, ülkemiz için, geleceğimiz için, seve seve ödemektir
11 Mayıs 2008 Pazar
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)